Mekanik Kusurun Davaya Etkisi
Trafik kazasında kusur tespiti

Yüzde Yüz Kusurdan Beraate Uzanan Bir Trafik Kazası Dosyası
Trafik kazaları çoğu zaman yalnızca sürücü davranışları üzerinden değerlendirilir. Hız, dikkatsizlik, takip mesafesi, geçiş önceliği veya yol şartları kusur incelemesinin temel başlıklarını oluşturur. Ancak bazı kazalarda sonucu belirleyen unsur, sürücünün iradesi dışında ortaya çıkan mekanik bir arıza olabilir.
Mekanik arızanın kazaya etkisi bilimsel yöntemlerle araştırılmadan yapılan bir değerlendirme, kusurun yanlış kişiye yüklenmesine ve yargılamanın hatalı bir zeminde ilerlemesine neden olabilir. Ankara’nın Lalahan bölgesinde meydana gelen bir trafik kazası, teknik incelemenin ceza yargılamasındaki belirleyici etkisini açık biçimde ortaya koymuştur.
Yolun Ortasında Kalan Araç
Olay günü sürücü, iki şeritli yolun sol şeridinde seyir hâlindeyken aracı aniden arızalandı. Araçtaki mekanik sistemin kilitlenmesi nedeniyle sürücünün direksiyon hâkimiyeti ve aracı hareket ettirme imkânı ortadan kalktı. Araç, sürücünün tercih ettiği bir noktada değil, arızanın meydana geldiği yerde durmak zorunda kaldı.
Sürücü, aracını yol kenarına çekmeye çalışsa da mekanik kilitlenme nedeniyle bunu başaramadı. Önünde artık iki ayrı sorumluluk bulunuyordu: Öncelikle aracı mümkünse taşıt yolundan çıkarmak, bu mümkün değilse yaklaşan sürücüleri tehlikeye karşı uyarmak.
Sürücü, diğer araçların dikkatini çekebilmek amacıyla kırmızı renkli bir bavulu aracın yaklaşık yüz metre gerisine yerleştirdi. Ayrıca eşinden de bavulun yanında beklemesini ve yaklaşan sürücülere el işaretiyle uyarıda bulunmasını istedi. Amaç, yol üzerinde hareketsiz kalan aracın zamanında fark edilmesini ve yeni bir kazanın meydana gelmesinin önlenmesini sağlamaktı.
Ancak alınan bu tedbirler kazayı önlemeye yetmedi.
Bir süre sonra aynı yönde ilerleyen başka bir araç, yol üzerinde duran araca çarptı. Çarpışma sırasında arızalı araç sürücüsünün uyarıda bulunmak üzere yol üzerinde bekleyen eşi hayatını kaybetti. Böylece mekanik arızayla başlayan olay, ölümlü bir trafik kazasına dönüştü.
İlk Değerlendirme: Yüzde Yüz Kusur
Kazadan sonra yapılan ilk değerlendirmelerde, yol üzerinde kalan aracın sürücüsüne yüzde yüz kusur verildi. Sürücü hakkında, gerekli tedbirleri yeterince almadığı ve ölümle sonuçlanan tehlikeli duruma neden olduğu iddiasıyla bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan yargılama başlatıldı.
Dosyaya ilk bakıldığında yolun sol şeridinde duran bir araç, yaklaşık yüz metre geriye bırakılmış kırmızı bir bavul ve yol üzerinde uyarı yaparken hayatını kaybeden bir kişi bulunuyordu. Bu görüntü, arızalı aracın sürücüsünün ağır kusurlu olduğu düşüncesini doğurabilecek nitelikteydi.
Fakat kusur incelemesi yalnızca kazanın sonucuna bakılarak yapılamaz. Asıl araştırılması gereken, sürücünün kazayı önleyebilme imkânına sahip olup olmadığıdır. Başka bir ifadeyle temel soru şudur:
Sürücü aracını yol dışına çıkarabilecek durumda mıydı, yoksa mekanik arıza nedeniyle bunu yapması fiilen imkânsız mıydı?
Bu sorunun cevabı, dosyanın bütün seyrini değiştirecekti.
Uzman Görüşünün Belirleyici Rolü
Yargılama sırasında araç üzerinde ayrıntılı bir teknik inceleme gerçekleştirildi. Yapılan inceleme sonucunda aracın mekanik olarak kilitlendiği ve sürücünün aracı hareket ettirme imkânının bulunmadığı belirlendi.
Bu tespit son derece önemliydi. Çünkü aracın yolun sol şeridinde kalması, sürücünün isteği veya ihmali sonucu ortaya çıkmamıştı. Sürücü, aracı bilerek yol üzerinde bırakmamış; mekanik sistemin kilitlenmesi nedeniyle aracını bankete ya da yolun sağına götürememişti.
Uzman görüşünde yalnızca aracın arızalandığı belirtilmekle yetinilmedi. Arızanın niteliği, aracın hareket kabiliyetine etkisi ve sürücünün olay anındaki teknik imkânları birlikte değerlendirildi. Böylece sürücünün kendisinden beklenen davranışı yerine getirip getiremeyeceği bilimsel bulgularla ortaya konuldu.
Teknik inceleme sonucunda, sürücünün aracını yol kenarına çekmesinin mümkün olmadığı anlaşıldı. Ayrıca sürücünün yaklaşan araçları uyarmak amacıyla kırmızı renkli bir nesneyi geriye yerleştirdiği ve bir kişiyi el işaretiyle uyarı yapması için görevlendirdiği dikkate alındı.
Bu bulgular sonucunda, başlangıçta yüzde yüz kusurlu kabul edilen sürücünün kusur oranı yüzde sıfıra indirildi. Diğer bir ifadeyle sürücünün kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı kabul edildi. Bilimsel uzman görüşü doğrultusunda ilerleyen yargılama, sürücünün beraatiyle sonuçlandı.
Sürücünün Yasal Yükümlülüğü
Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 116. maddesi; teknik arıza, kayma, yolda aniden meydana gelen bozukluk, heyelan veya yükün kayması gibi zorunlu hâllerde sürücünün yerine getirmesi gereken yükümlülükleri düzenlemektedir.
Bu düzenlemeye göre sürücü, öncelikle elverdiği ölçüde bütün imkânları kullanarak aracını karayolunun dışına çıkarmalıdır. Bunun mümkün olmaması hâlinde araç bankete alınmalı; bu da mümkün değilse taşıt yolunun en sağına götürülmelidir. Sürücü ayrıca yol, hava, görüş ve trafik şartlarını dikkate alarak gerekli güvenlik ve uyarı tedbirlerini derhâl almakla yükümlüdür.
Ancak düzenlemede yer alan “elverdiği ölçüde bütün imkânları kullanarak” ifadesi özellikle önemlidir. Hukuk, kişiden teknik olarak imkânsız olan bir davranışı gerçekleştirmesini bekleyemez. Araç mekanik olarak tamamen kilitlenmişse sürücünün aracı yol dışına çıkarmaması, tek başına kusur kabul edilemez.
Bu durumda sürücünün sorumluluğu, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir yükümlülük üzerinden değil; mevcut şartlarda yapabileceği diğer güvenlik önlemlerini alıp almadığı üzerinden değerlendirilmelidir.
Arızalı Araçlarda Alınması Gereken Tedbirler
Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 135. maddesi, arıza veya trafik kazası nedeniyle karayolunda sürülemeyecek durumda kalan araçlara ilişkin güvenlik tedbirlerini ayrıntılı olarak düzenlemektedir.
Buna göre aracın nizami park ve kuyruk ışıklarının yakılması gerekir. Bu ışıkların çalışmaması veya diğer sürücüler tarafından yeterli mesafeden görülememesi hâlinde, bozulan aracın önüne ve arkasına kırmızı yansıtıcı ya da kırmızı ışıklı uyarı cihazı yerleştirilmelidir. Uyarı araçlarının, diğer sürücüler tarafından en az 150 metre mesafeden açıkça görülebilecek konumda bulunması gerekir.
Araç bir dönemeçte, tepe üstünde veya görüşün sınırlı olduğu başka bir noktada kalmışsa uyarı cihazları aracın önünde ve arkasında en az otuzar metre mesafeye yerleştirilmeli; yine en az 150 metreden görülebilecek şekilde konumlandırılmalıdır.
Otobüs, kamyon ve çekici gibi büyük araçların karayolunda arızalanması ve uzun süre yol üzerinde kalması durumunda ise normal hava şartlarında en az 150 metreden görülebilecek, ECE 70 teknik şartlarına uygun engel işaretinin kullanılması zorunludur.
Araç tehlikeli madde taşıyorsa kırmızı ışıklı cihaz kullanılmalı ve araç sürekli gözetim altında bulundurulmalıdır. Bu tedbirler tamamlanıncaya kadar varsa aracın dörtlü ikaz lambalarının, aksi durumda birlikte yakılabilen dönüş lambalarının çalıştırılması gerekir.
Kırmızı Bavul Bir Uyarı İşareti Sayılabilir mi?
Bu olayda sürücü, standart bir reflektör veya kırmızı ışıklı cihaz yerine kırmızı renkli bir bavul kullanmıştır. Mevzuat açısından değerlendirildiğinde bavul, teknik standartlara uygun bir uyarı donanımı değildir. Ancak kusur değerlendirmesinde yalnızca kullanılan nesnenin türüne bakılması yeterli olmaz.
Sürücünün içinde bulunduğu zorunlu durum, elindeki imkânlar, olayın meydana geldiği yer, görüş mesafesi ve aldığı diğer tedbirler birlikte incelenmelidir. Sürücü, uygun donanıma ulaşamadığı anda elindeki kırmızı renkli nesneyi tehlikeye karşı uyarı amacıyla kullanmış ve ayrıca yaklaşan araçlara işaret verilmesini sağlamıştır.
Dolayısıyla kırmızı bavul, mevzuatta belirtilen standart uyarı aracının yerini tam olarak tutmasa da sürücünün tehlikeyi önlemek için hareketsiz kalmadığını göstermektedir. Bu davranış, kusurun belirlenmesinde sürücünün lehine değerlendirilmesi gereken önemli bir fiilî tedbirdir.
Bununla birlikte insanların yol üzerinde el işaretiyle uyarı yapması son derece tehlikelidir. Uyarı görevi üstlenen kişinin yolun içinde veya taşıtların geçiş alanında değil, güvenli bir konumda bulunması gerekir. Bir tehlikeyi önlemeye çalışırken başka bir insanın doğrudan tehlikenin içine sokulması, yeni ve ağır sonuçlar doğurabilir.
Kusur ile Sonuç Arasındaki Fark
Bir kişinin hayatını kaybetmiş olması, olayın doğal olarak ağır ve trajik bir sonuç taşıdığını gösterir. Ancak ceza sorumluluğu yalnızca sonucun ağırlığına göre belirlenemez. Ölümle sonuçlanan her olayda mutlaka arızalı aracın sürücüsünün kusurlu olduğu söylenemez.
Kusur değerlendirmesinde şu soruların cevaplandırılması gerekir:
- Mekanik arıza önceden bilinebilir veya öngörülebilir miydi?
- Araç bakımlarının zamanında yapılıp yapılmadığı araştırıldı mı?
- Arıza, sürücünün ihmalinden mi kaynaklandı?
- Sürücünün aracı hareket ettirme veya yol dışına çıkarma imkânı var mıydı?
- Dörtlü ikaz lambaları ve diğer uyarı sistemleri çalışıyor muydu?
- Sürücü, mevcut imkânları ölçüsünde yeterli uyarı tedbiri aldı mı?
- Arkadan gelen araç sürücüsünün hızı, dikkati ve görüş mesafesi nasıldı?
- Uyarı işaretleri zamanında fark edilebilir durumda mıydı?
Bu sorular cevaplandırılmadan yalnızca “araç yol üzerinde duruyordu” gerekçesiyle kusur yüklenmesi, eksik ve yüzeysel bir değerlendirme olur.
Teknik Delilin Davaya Etkisi
“kaza kusur tespiti”
Bu dosya, teknik delilin ceza yargılamasındaki dönüştürücü gücünü göstermektedir. Başlangıçta yüzde yüz kusurlu kabul edilen ve bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan yargılanan bir sürücü, aracın mekanik olarak kilitlendiğinin bilimsel yöntemlerle belirlenmesi üzerine kusursuz kabul edilmiş ve beraat etmiştir.
Eğer araçtaki mekanik arıza araştırılmasaydı, sürücünün yerine getirmesi teknik olarak mümkün olmayan bir yükümlülük ona kusur olarak yüklenebilirdi. Bu nedenle trafik kazası incelemelerinde yalnızca olay yeri krokisine, çarpışma noktasına ve tarafların ifadelerine dayanmak yeterli değildir. Özellikle arıza iddiasının bulunduğu dosyalarda araç üzerinde mekanik inceleme yapılması, arızanın türünün ve kazaya etkisinin ortaya konulması gerekir.
Burada önemli olan, her mekanik arızanın sürücüyü kendiliğinden sorumluluktan kurtarmadığıdır. Araç bakımlarının ihmal edilmesi, bilinen bir arızayla yola çıkılması veya uyarı işaretlerine rağmen aracın kullanılmaya devam edilmesi hâlinde sürücünün kusuru gündeme gelebilir. Buna karşılık önceden öngörülemeyen, sürücünün iradesi dışında gerçekleşen ve aracı hareket ettirmeyi imkânsız hâle getiren ani bir arıza, somut olayın şartlarına göre sürücünün kusurunu ortadan kaldırabilir.
Sonuç
“kazada kusur oranı öğrenme”
Bazen bir trafik kazası dosyasının bütün yönünü, ilk bakışta görülemeyen küçük bir mekanik parça değiştirir. O parça incelenmediğinde sürücü ağır kusurlu görünebilir; incelendiğinde ise kazanın sürücünün iradesi dışında geliştiği anlaşılabilir.
Ankara Lalahan’da meydana gelen bu olayda, teknik inceleme yalnızca bir aracın neden yol üzerinde kaldığını açıklamamış; aynı zamanda yargılamanın seyrini değiştirerek yüzde yüz kusurlu kabul edilen bir kişinin kusursuzluğunu ortaya koymuştur.
Bu vaka, adli bilimler bakımından temel bir gerçeği bir kez daha göstermektedir:
Kazanın görünen sonucu hüküm kurdurabilir; fakat görünmeyen mekanik neden ortaya çıkarılmadan adalete ulaşılamaz. Çünkü bazen bir davanın kaderi, aracın içinde kilitlenen tek bir mekanik sistemde saklıdır.
Son yorumlar